top of page

Bırak Artık: Hayat Zor Değil, Taşıdıklarımız Ağır

Güncelleme tarihi: 8 Ağu

Bir süredir burada yazmıyordum. Bunun nedeni yeni kitabımın yazma süreciydi aslında. Yazmak, düzeltmek, yeniden okumak, bazı bölümleri çıkarmak, bazı cümlelere yeniden dönmek, baskı sürecini takip etmek ve sonunda kitabı okurla buluşturmak… Zamanımı, enerjimi ve dikkatimi ayırdığım önceliğim buydu. Burada yazmayı özlesem de aynı anda her şeyi sürdürmeye çalışmak istemedim


Ve sonunda 15 Temmuz’da yeni kitabım Bırak Artık yayımlandı.


Tam da kitabın ana ekseninde anlattığım gibi her şeye aynı anda yetişmeye çalışmak yerine, o anki gerçeğime göre en önemli olanı seçtim ve geri kalanını bilinçli olarak bir süreliğine bıraktım.


Bu yazıda hayatımızı zorlaştıran asıl sorunun ne olduğunu, fazlalıktan ne kastettiğimi, Bırak Artık'ın nasıl doğduğunu ve ne vaat etmediğini anlattım.


Selen Baranoğlu'nun yazdığı Bırak Artık kitabının görseli
Bırak Artık

Sorun gerçekten eksiklik mi?


Hayatımızda bir şeyler yolunda gitmediğinde çoğunlukla eksik olana bakıyoruz ve sorunun kaynağını o eksiklikte görüyoruz.


Diyelim çalışan bir annesiniz. Sabahtan başlayan koşturmaca, iş yerinde de devam ediyor ve gün sonunda eve döndüğünüzde de azalmıyor. Bütün gün aynı tempoda, aynı hızla ve koşturmacayla geçen bir gün elbette huzurlu olamaz. Böyle bir durumda çoğu kişinin içinden geçenler benzerdir:


  • Keşke daha fazla zamanım olsa da şunları yetiştirebilsem

  • Keşke daha fazla enerjim olsa da yorulmadan günü atlatabilsem

  • Keşke daha fazla param olsa da bu işlerin bir kısmını bir yardımcıyla halledebilsem

  • Keşke daha fazla motivasyonum olsa da ben de diğerleri gibi istekle yaşayabilsem

Gerçekten de çoğu insan asıl sorunu hep bir şeylerin eksikliği olarak görüyor. Mutlu olamıyorsak, huzur bulamıyorsak "demek ki hayatımızda bir şeyler eksik" diyoruz çoğunlukla.


Yeterince üretken olmadığımızı, yeterince kararlı davranmadığımızı, doğru yöntemi henüz bulamadığımızı düşünüyoruz. Bu yüzden yeni bir programa başlıyor, yeni bir şeyler satın alıyor, yeni hedefler koyuyor, yeni listeler hazırlıyoruz.


Şikâyet ettiğimiz sorunu çözmek için hayatımıza sürekli bir şeyler ekliyoruz.

İşte ben de diyorum ki, asıl sorunumuz bir şeylerin eksikliği değil, fazlalığı.


Bizi yoran yapamadıklarımız değil; bırakmadıklarımız.

Bitmesine rağmen sürdürdüğümüz ilişkiler, artık bize ait olmadığı hâlde taşımaya devam ettiğimiz sorumluluklar, zihnimizde dönüp duran eski konuşmalar, kullanmasak da hayatımızda tuttuğumuz eşyalar, başkalarının bizden beklediğini sandığımız şeyler, çoktan anlamını yitirmiş hedefler, vazgeçemediğimiz alışkanlıklar, sürekli ulaşılabilir olma hâli, her şeyden haberdar olma isteği…


Bunların her biri hayatımızda yer kaplar. Bu yer, yalnızca fiziksel bir yer değil. Zihnimizde, zamanımızda, dikkatimizde, bütçemizde ve enerjimizde de yer kaplarlar.


İşte insan bazen hayatını değiştirmek için ne eklemesi gerektiğini değil, neyi artık taşımaması gerektiğini sormalıdır. Bırak Artık kitabını tam da bu eksende yazdım. Bu nedenle kitabın temelinde şu düşünce var: Hayat zor değil, taşıdıklarımız ağır.


Elbette hayatın bizi gerçekten zorladığı dönemler var. Kayıplar, hastalıklar, ekonomik sıkıntılar, belirsizlikler, istemediğimiz değişimler… Bunları yok sayamayız ama bunlar hayatın zorluğu değil, doğal bir parçası. Yani hayat aslında hep olması gerektiği gibi. İnişler, çıkışlar, yükselmeler, çakılmalar, gözyaşı, kahkaha... Hayat bu zaten. Düz bir çizgide sabit ilerleyen bir süreç değil.


Fakat hayatın bu doğal akışına fark etmeden kendi ellerimizle eklediklerimiz var. Taşımak zorunda olmadığımız hâlde taşıdıklarımız. Bizi asıl ağırlaştıran ve bize "hayat çok zor" dedirten şey de bunlar zaten.


Fazlalık yalnızca eşya değildir


Sadeleşme denildiğinde akla önce eşya geliyor. Dolaplarımızı boşaltmak, kullanmadıklarımızı ayırmak, daha az satın almak, evde düzen kurmak…


Evet, bunların hepsi önemli. Fakat yıllardır sadeleşme üzerine çalışırken şunu çok açık gördüm ki, insanların hayatını asıl ağırlaştıran fazlalıkların büyük bölümü dolaplarda değil. Zihinde, ilişkilerde, görevlerde ve alışkanlıklarda.


  • Bir insanın evinde az eşya olabilir ama zihni hiç susmayabilir.

  • Son derece düzenli bir hayatı olabilir ama herkese yetişmeye çalıştığı için sürekli tükenmiş hissedebilir.

  • Ne istediğini biliyor gibi görünebilir ama verdiği her kararda başkalarının onayını arayabilir.

  • Bir ilişkiyi çoktan bitirmiş olabilir ama o ilişkide yaşananları zihninde tekrar tekrar sürdürmeye devam edebilir.

  • Bir işi bırakmış olabilir ama yıllarca kendisini o işle tanımladığı için kim olduğunu yeniden kurmakta zorlanabilir.


Bu yüzden bırakmak yalnızca görünen bir şeyi hayatımızdan çıkarmak değildir. Bazen içimizdeki bir beklentiyi, bir kimliği, bir ihtimali veya kendimizle ilgili eski bir hikâyeyi bırakmaktır. Bırakmanın zor olmasının nedeni de budur.



Bir ilişkiyi değil, o ilişkiyle ilgili kurduğumuz geleceği…

Bir işi değil, o işe verdiğimiz yılları…

Bir eşyayı değil, o eşyanın taşıdığı hatırayı…

Bir görevi değil, “Ben olmadan hiçbir şey yürümez” düşüncesini… bırakamayız.


Bırakmak istediğimiz şeyi doğru tanımlamadığımızda, onu neden bırakamadığımızı da anlayamayız.


Selen Baranoğlu kitap imzalıyor
Bırak Artık ilk imza: Alaçatı Kitabevi

Bırak Artık nasıl doğdu?


Bu kitap elbette bir anda doğmadı.

Yıllardır verdiğim eğitimlerde, yaptığım konuşmalarda, okurlardan gelen mesajlarda ve kendi hayatımda aynı sorunun farklı biçimlerde tekrarlandığını gördüm: “Artık istemediğimi biliyorum ama neden bırakamıyorum?”


İnsanlar çoğu zaman neyin kendilerine iyi gelmediğini çok iyi biliyor. Burada bir sıkıntı yok genel olarak. Hangi ilişkinin onları tükettiğini, hangi sorumluluğun artık gereksiz olduğunu, hangi alışkanlığın zamanlarını aldığını, hangi düşüncenin onları geçmişte tuttuğunu fark ediyorlar.


Sorun fark edememek değil, fark ettiğimiz hâlde devam etmek.


Bilmek ile eyleme geçmek arasında bir mesafe var.


Bu mesafenin içinde korkular, alışkanlıklar, suçluluk duygusu, geçmişte verilmiş emekler, başkalarının beklentileri ve oluşacak boşluktan duyulan endişe bulunuyor.


Bir şeyi bıraktığımızda yerine ne koyacağımızı bilmiyorsak, eski olana daha sıkı tutunabiliyoruz.

Bu yüzden kitapta bırakmayı yalnızca son aşama olarak ele almadım.


Önce bilinci açmak, kendimizi tanımak, ihtiyacımız olanı ayırt etmek gerekiyor. Çünkü insan neye yer açmak istediğini bilmiyorsa, hayatından neyi çıkaracağına da karar veremiyor.


Ardından problemi anlamak gerekiyor.

İçinde yaşadığımız çağ bize sürekli başlamayı, büyütmeyi, artırmayı ve biriktirmeyi öğretiyor. Fakat ne zaman duracağımızı, ne zaman yeter diyeceğimizi, ne zaman bir şeyin işlevini tamamladığını kabul edeceğimizi pek öğretmiyor. Burada içinde yaşadığımız çağın bize yük olan tüm yönlerini anlattım: Seçim Paradoksu, Karar Yorgunluğu, Dikkat Ekonomisi, Belirsizlik Ortamı...


Sonra çözümün kendisini tanımamız gerekiyor.

Bırakmak dışarıdan bakıldığında çabasız bir eylem gibi görünebilir. Elinizi açarsınız ve tuttuğunuz şey düşer. Oysa gerçek hayatta bırakmak çoğu zaman uzun bir içsel süreçtir. Bu bölümde bırakmanın iki yüzünü, kuşakların fazlalıklarla kurduğu ilişkiyi ve yeni bir kavram olarak Fazlalık İkilemi'ni anlattım.


Ardından tanıdığımız çözümü hayatımıza uygulama kısmı geliyor 3 farklı aşamada.

Fark etmek, seçmek ve güvenmek.

Önce içinde bulunduğumuz durumu dürüstçe fark etmek…

Sonra konfor alanından çıkıp bir seçim yapmak…

Ve en sonunda verdiğimiz kararı sürdürecek kadar kendimize güvenmek…


Kitapta ilişkilerde sadeleşmeye, mecburi ilişkilere, sınır koymaya ve bazen büyük yüzleşmeler yaşamadan gerçekleşen sessiz veda kavramına da yer verdim.


Ayrıca sadeleşmenin kafamızı kurcalayan zor sorularına da ayrı bir bölüm ayırdım. Kapitalizm ile sadeleşme arasındaki ilişkiye, yoksulluk ile sade yaşamın birbirine karıştırılmasına, minimalizmin zamanla yeni bir tüketim pazarına dönüşmesine…

Çünkü sadeleşmeyi yalnızca güzel evler, boş yüzeyler ve düzenli dolaplar üzerinden anlatmak istemedim.


Benim için sadeleşme, hayatı estetik olarak azaltmak değil; neyin gerçekten gerekli olduğuna bilinçli biçimde karar vermektir.


Bırak Artık kitabı içindekiler sayfası
Bırak Artık - İçindekiler

Bu kitap ne vaat etmiyor?


Bırak Artık, hayatınızdaki bütün sorunları birkaç adımda çözeceğini vaat etmiyor.

Size yeni bir sabah rutini, daha uzun bir yapılacaklar listesi veya kusursuz bir hayat planı sunmuyor.

Her şeyi kontrol altına alacağınızı da söylemiyor.

Çünkü hayat kontrol edilecek bir proje değil.


Bu kitabı, size yeni sorumluluklar yüklemek için yazmadım. Tam tersine, zaten taşıdıklarınıza yeniden bakmanız için yazıdım.


Neyi neden sürdürdüğünüzü, neyin gerçekten size ait olduğunu, neyin yalnızca alışkanlıktan hayatınızda kaldığını fark etmeniz için…


Bu arada bazen de "kişisel gelişim" adı altında kendimize yeni yükler ekliyoruz.


  • Daha sakin olmalıyım.

  • Daha üretken olmalıyım.

  • Daha iyi beslenmeliyim.

  • Daha çok okumalıyım.

  • Daha disiplinli olmalıyım.


Bütün bunlar iyi niyetli hedefler olabilir ama hayatımız zaten tıka basa doluyken her yeni “olmalıyım” cümlesi sırtımıza başka bir yük bindiriyor.


Bırak Artık size yeni bir insan olmanızı söylemiyor. Size, artık olmadığınız kişiyi taşımayı bırakmanızı öneriyor.


Neyi bırakmanız gerektiğini zaten biliyorsunuz


İnsan çoğu zaman neyi bırakması gerektiğini bilir.

Fakat doğru zamanı bekler. Biraz daha emin olmak ister.

Kimsenin üzülmeyeceği, hiçbir şeyin bozulmayacağı, kendisinin de hiç pişman olmayacağı kusursuz bir an arar. Fakat işin aslı böyle bir an çoğu zaman gelmez.


Şimdi eğri oturup doğru konuşalım: Bırakmak her zaman rahatlatıcı bir başlangıç değildir. Önce bir boşluk yaratır. Bu boşluk bazen bir kayıp olarak hissedilir. Rahatsız eder. Bazen de kim olduğumuzla ilgili bildiğimiz şeyleri yeniden düşünmemizi gerektirir.


Ama inatla tuttuğumuz her şeyin de bir bedeli vardır ve bu bedel de rahtsız eder. Tek fark bu rahatsızlığa zaten alışmış olmamızdır.


Bırakmanın bedelini düşünürken, tutmanın bedelini gözden kaçırmamak gerekir.


Ne kadar zamanınızı alıyor?

Ne kadar dikkatinizi tüketiyor?

Kendinizden ne kadar uzaklaştırıyor?

Hayatınızda neyin yerini kaplıyor?


Asıl soru, “Bunu bırakabilir miyim?” değil.

“Bunu taşımaya daha ne kadar devam etmek istiyorum?”


Bu kitabı, bilmekle yapmak arasındaki mesafeyi biraz olsun kısaltmak için yazdım.

Hayatınızdan rastgele şeyler çıkarın diye değil; neyin kalmayı gerçekten hak ettiğine daha dikkatli karar verebilmeniz için.

Bırakmak, öylesine vazgeçmek değildir. Bilinçli olarak kendimize geri dönmenin bir yoludur.


Heyecanlıyım...

Bırak Artık, 15 Temmuz’dan itibaren okuruyla buluştu.

Yorumlarınızı, mesajlarınızı bekliyorum.


Kitabın içeriğini, bölümlerini ve ele aldığı konuları daha ayrıntılı incelemek için kitap sayfasını ziyaret edebilirsiniz.


Kitabı edinmek için: Bırak Artık’ı Satın Al

Yorumlar


bottom of page