İlişkilerde Sadeleşme Sınırlarla Başlar
- Selen Baranoğlu
- 10 Şub
- 5 dakikada okunur
Hayatında en çok zorlandığın anları anımsıyor musunuz? Bir düşünelim...
Belki bir ilişkiden çıkmaya karar verdiğin andı. Belki birine artık sana "bu şekilde" davranmasına izin vermeyeceğini söylediğin andı. Belki de ilk kez sana biçilen değerden çok daha fazlasını hak ettiğini içten içe fark ettiğin o andı.
Genelde bu anları “kriz” olarak adlandırıyoruz, öyle değil mi? Genellikle bu anlarda, içten içe haksızlığa uğradığınızı bilir ama koyulması gereken o sınırı bir türlü koyamazsınız. Oysa çoğu zaman bu anlar bir kriz veya "dünyanın sonu" değil, bir eşiktir.
Bu eşik anları sana içten içe bir şeylerin eskisi gibi yürümeyeceğini fısıldar ve bu fısıltı da aslında ilişkide bir dönüşüme işaret eder çünkü var olan halinle bu eşikten geçemezsin. Burada iki yol var; ya bu "kriz" görünümlü eşikleri yok sayarak yoluna devam edeceksin ve içten içe kendinle çelişeceksin. Ya da var olan durumunda bir değişim yapacaksın. İşte bu ikinci yoldaki değişim, yaşamda sadeleşmenin üçüncü katmanınında gerçekleşir çünkü ihtiyacın olan sınır koymayı öğrenmektir aslında.
Bu yazıda aşağıdaki noktalara değinerek ilişkilerde sınır koymak üzerine bazı noktaları netleştireceğim.

Sınır Koymak = Alan Açmak
Sınır koymak çoğu kişiye sert, mesafeli ya da bencil bir davranış gibi gelir. Özellikle uzun yıllar başkalarının ihtiyaçlarını önceliklendirmeye alışmış insanlar için (özellikle Y kuşağı ve öncesi için) ilişkide sınır koymak neredeyse bir tehdit olarak görülür.
Oysa gerçekte sınır koymak, kendini karşındakine kapatmak, onu önemsememek veya sorumluluklarından kaçmak değildir; sadece kendi alanını koruyarak ilişkiyi sürdürme becerisidir. Ve bu, gayet sağlıklı bir yetişkin davranışıdır.
Uzun süre başkalarının beklentilerine göre yaşamaya alıştığımızda, bir süre sonra ne istediğimizi değil, neyi idare edebildiğimizi ölçer hâle geliriz.
Şu cümleleri pek çoğumuz en az bir kere kurmuşuzdur:
"Buraya kadar dayanabilirim."
"Şimdilik buna katlanabilirim."
"Bir süre daha idare edebilirim."
Bu ve benzeri iç konuşmalar hayatımızın doğal bir diliymiş gibi gelir bir süre sonra ve bir noktada bununla da gurur duyarız bazen içten içe. Sanki tüm işimiz gücümüz o ilişkiyi idare etmekmiş gibi, odağımızı tamamen karşı tarafa yönlendiririz. Bu durum bizi yorar, tüketir ama şikayet ederek yine de devam ederiz çünkü doğru olanın bu olduğuna inanırız. İşte sınır dediğimiz şey, bu bulanıklığı ve bu karmaşayı açıp kendi alanımızı bulmakla ilgili..
Sınır koymak öyle büyük laflar etmek değildir. Bir anda öfkelenip ses yükseltmek, sert açıklamalar yapmak veya savaşırcasına kendini savunmak hiç değildir, önce bunu netleştirelim çünkü "sınır" kelimesi nedense çoğu insan da bir "agresiflik" olarak düşünülüyor; sanki sınır koyan biri sert olmak zorundaymış gibi.
Sınır koymak, her şeyden önce şunu içtenlikle kabul etmektir: Önce kendimi ve alanımı korumalıyım.
Benim de duygusal bir sınırım var ve bu sınır önemli.
Bu farkındalık, insanın ilişkideki duruşunu net olarak değiştirir.
Kendine olan saygınI başkasının onayına bırakmamayı böyle öğrenirsin ve bu, ilişkilerde biriken duygusal yükleri sadeleştirmenin en güçlü yollarından biridir.
Sınırı olmayan bir insan, farkında olmadan kendi dışında herkesin ihtiyacını taşımaya çalışır. Kendine şefkati unutur. İçinde zamanla öfke biriktirir. Ve bu öfke bir yerde ilişkiyi bitiren bir ateşe döner. Kendine şefkat aslında kendine acıma değil, kendine saygı duymaktır. İlişkilerde sadeleşme kendine saygıyla başlar ve bu saygı da sınırla inşa edilir.
Sağlıklı İlişkiler Sınırla Kurulur
Uzun yıllar ilişkilerin yakınlıkla yürüdüğünü sanırdım, kırk yaşımdan sonra ilişkileri asıl koruyan şeyin sınırlar olduğunu öğrendim. Ve, bu da yaşamda sadeleşme sürecinin bana bir katkısıydı.
İşin aslı şu ki, her şeye “tamam” demek uyum değildir, kaçınmadır. Orada seni rahatsız eden bir şeylerle yüzleşmek yerine, "uyum" adı altında idare edersin. İdare etmek, başlangıçta anlaşmazlık çıkmasını engeller, evet. Fakat uzun vadede içinde öfke, kırgınlık ve tahammülsüzlük birikmesine neden olur ve bu birikenler bir noktada mutlaka patlar. İşte ilişkideki tüm bağlar böylece kopar.
Sürekli tolere etmek de bağ kurmak değildir, bağı zayıflatmaktır. Bize yıllarca idare etmenin, uyumlu olmanın sevgi olduğu anlatıldı ama o sırada kendimizle olan uyumu gözden kaçırdık işte. Kendini yok ederek idare ettiğinde asla sağlıklı bir ilişki kuramazsın.
Bize yıllardır anlatılanların aksine sınırlar, ilişkide mesafe yaratmaz. Aksine, ilişkinin zeminini sağlamlaştırır.
Ne beklediğimizi, neyi kabul edemeyeceğimizi, nerede durduğumuzu netleştirdiğimizde
ilişkiler daha sade, daha dürüst ve daha sürdürülebilir hâle gelir.
Sınır olmayan yerde, zamanla duygusal yükler birikir. Duygusal yükler ilişkiyi ağırlaştırır.
Sınır koyduğumuzda tabii ki de bir anda tüm hayatın kontrolünü ele geçirmiş olmayız veya bir ilişkideki tüm pürüzleri sihirli değnek dokunmuşçasına ortadan kaldıramayız; ama bir başlangıç olarak nerede duracağımıza karar vermiş oluruz. Bu çok büyük ve önemli bir adım.
Bu karar, kişisel büyümenin en net hâlidir. Mesele, her şeye ve herkese yetişmek değil;
nerede duracağını bilmek aslında.
Sınır koymak kolay değildir, evet. Hatta çoğu zaman rahatsızlık verir. Bazen suçluluk hissi doğurur. “Acaba yanlış mı yaptım?” sorusunu getirir. Fakat değişim ve dönüşüm zaten hep böyle başlar: Önce rahatsız eder, konfor alanını bozar, sonra hafifletir, huzur verir.
İlişkilerde Sınır Nasıl Koyulur?
Sağlıklı sınırlar koyabilmenin ilk koşulu her şeyden önce kendini fark etmektir. Kendimizden ve başkalarından ne beklediğimizi, hangi durumlarda rahat hissettiğimizi, nerelerde rahat olmadığımızı netleştirmeden sınır çizmek mümkün değildir zaten.
Sınır koymak aynı zamanda iyi bir iletişim becerisi ister. Bu iletişim ne saldırgandır ne de geri çekilen bir tavırdır; net, sakin ve kararlıdır. Sağlıklı bir sınır, bağırarak ya da talepkâr bir dille değil; duygularını açık ve saygılı bir şekilde ifade ederek kurulur. Bu, karşı tarafı zorlamak değil, kendini ciddiye almaktır.
Mesela; karşımızdakine "bana bunu yapamazsın" diye bağırmak yerine "bunu yaptığında kendimi kötü hissediyorum o yüzden bana artık ... davranmanı istiyorum" demek bambaşka noktalara taşır iletişimi. Sınır koymak, temelde ihtiyaçlarını ve önceliklerini açıkça dile getirmeyi içerir.
Aşağıda bu açık iletişim için 3 temel adım var. Bu adımlar ilişkilerde sınır koyma konusunda hala uyguladığım adımlar.
Açık ve Net Ol. Bunun anlamı dolaylı cümleler ile karşı tarafın senin rahatsızlığını anlamasını beklememek. Sesini yükseltmeden ve dolambaçlı cümleler kurmadan neye bozulduğunu, neyden rahatsız olduğunu, neden tepki verdiğini karşı tarafa aktar.
İstemediğine Değil, İstediğine Odaklan. Karşındakine "bunu yapma" demek yerine "bunu yap" demek her zaman daha kısa yoldan iletişim sağlar sınırlar konusunda. Bunu hem özel hayatımda hem iş hayatımda sık sık kullanırım. Mesela çocuğuna, "Odanı dağınık bırakmanı istemiyorum yerine", "odanı toplamanı istiyorum" demek iyi bir örnek olabilir bu adıma.
Sınırının Arkasında Dur. En zor adım çünkü sınır koyduğunda bir süre rahatsızlık hissedersin, kendini tutman gerekir. Belki suçluluk, belki biraz pişmanlık... fakat tüm bunlar alıştığın bir alanı bırakmaktan dolayıdır. Bunu unutma. Bu rahatsızlığa bir süre dayanman ve sınırını korumaya devam etmen çok önemli. Aksi takdirde ilk iki adım boşa gider.
Bu rahatsızlık hissi özellikle sınır koymakta zorlanan, başkalarını memnun etmeye alışmış ya da bağımlı ilişki kalıplarıyla büyümüş kişilerde çok daha yoğun yaşanır.
Birçok insan çocuklukta, ihtiyaçlarını dile getirmenin “ayıp”, “bencil” ya da “yanlış” olduğu öğretilerek büyür. Ancak yetişkinlikte sınır koyarken ortaya çıkan bu rahatsızlığı kabul etmemek, insanı sağlıksız ilişkilerde kalmaya mahkûm eder.
Ve bu ilişkiler zamanla kırgınlık, manipülasyon ve hatta istismarı beraberinde getirebilir.
İlişkilerde Sadeleşme = Daha Az Yük, Daha Net Sınırlar
Sınır koymak insanları kendinden uzaklaştırmak veya itmek değildir. Böyle düşündükçe, sınırlarımız alt üst oluyor zaten. Artık şunu net bir şekilde kendimize hatırlatmamız gerek belki de: Sınır koymak, kendini kaybetmeden ilişkide kalabilmenin yoludur.
Bazen bu yolu tek başına bulmak zor olabilir. Yılların alışkanlığı elbette tek bir yazı ile değilmez. Dış destek almak, senin geçtiğin yollardan geçmiş insanlarla konuşmak, sınırlarının şimdiye kadar nasıl ihlal edildiğini fark etmek de bu sürecin parçasıdır.
Burada temel olan şudur: Sınır koymak, yaşamda sadeleşmenin üçüncü ve en derin katmanına dokunur; başkalarıyla olan ilişkilerimizin yönünü ve kalitesini belirleyen alışkanlıklarımızın değişimi. Bu değişim “hayır” diyebilmekle başlar ama orada bitmez.
Bu Konuda Derinleşmek İstersen
İlişkilerde sınır koymak deyince işin içinde başkalarıyla kurulan görev ve sorumluluk dengesi girer. Yaşamda Sadeleşme Eğitimi'nde bu konuyu özellikle görev ve sorumluklarda sadeleşme katmanı altında detaylı bir şekilde ele alıyorum. İlişkilerde yüklenilen roller, taşınan sorumluluklar ve sınırlar konusunda yaşanan iletişim eksiklikleri gibi konuları birlikte açıyoruz. Detaylara buradan ulaşabilirsin.


Kaliteli bilgilere ücretsiz ulaşıyoruz. Bizlere cömert olduğunuz için teşekkür ederiz Selen hocam.🌻