top of page

Görev ve Sorumluluklarda Sadeleşme

Güncelleme tarihi: 2 gün önce

Çok eskiden bir koltuğa on karpuz sığdırmayı bir meziyet sanıyordum.

Her şeye yetişmeye çalışmak, her yerde varlığımı göstermek, her şeyi ayakta tutan olmak benim için övünülecek bir şeydi.


Bir yandan akademik kariyerimde ilerlerken diğer yanda iki küçük çocuklu hayatımda annelik kimliğimi hakkıyla hayata geçirmeye, eşimle ilişkimde her şeyin dört dörtlük olmasına ve aynı zamanda evin de tüm düzenini sağlamaya gayret ediyordum.

Bunun değerli bir çaba olduğunu zannediyordum.


Lakin hayal ettiklerimle yaşadıklarım arasındaki uçurumu gördüğümde bunun anlamsız ve boş bir çaba olduğunu fark ettim.


Bir noktadan sonra şunu gördüm; her şeyi ayakta tutmaya çalışırken içten içe ben yıkılıyordum. Yetişiyor gibi görünüyordum ama ne yetiştiğim vardı ne de doğru dürüst ayakta durabiliyordum. Takvimim sürekli doluydu ama benim içim boşalmıştı. Yapılacakları tamamlamaya çalışmaktan kendimi tamamlayamıyordum.


O zaman fark ettim ki herkesin her şeyi olmaya çalışmaktansa önce kendimin bir şeyi olmam gerekiyordu; arkadaşı, dostu, akıl hocası... İşte bu farkındalıktan sonra hayatımda görev ve sorumluluklarda sadeleşme süreci başladı.


Günümüzün çok koşturmalı yaşantısında en büyük görünmeyen yük yapılacaklar listelerindeki maddeler değil, üstlenilmiş rollerin sınırının olmamasıdır.

Bunu net söylüyorum.


Bu yazıda görev ve sorumluluklar konusunu irdelerken şu konulara değinceğim:



görev ve sorumluluklarda sadeleşmeyi temsil eden düzenli çalışma masası

Her Şeye Yetişme Baskısı Nereden Geliyor?


“Yetişemiyorum.”


Bu cümleyi hayatında en az bir kere bile olsa herkes kurmuştur. Yetişememek artık günümüzün en görünür şikayeti. Yetişemediklerimizi listelesek, liste uzar gider; ev işleri, çocuk, iş hayatı, sosyal ilişkiler, mesajlar, beklentiler...


Fakat bu listedeki maddeleri hayatımızda bir "sorun" haline getiren şey, onları tek başına yapma beklentimiz.


İnsanlar genelde "herkes her şeyi benden bekliyor" diye şikayet etse de işin aslı kişinin her şeyi tek başına üstlenme eğiliminde olmasıdır. Yetişememenin sebebi senin tembeliğin ya da etrafındakilerin sana yardım etmemesi değil, büyük ihtimalle gereğinden fazla sorumluluk üstlenmendir.


Her şeye yetişme baskısı çoğu zaman dışarıdan değil, içeriden gelir. Kimse açıkça “Hepsini sen yap” demese bile içimizdeki bir ses doğru olanın bu olduğunu söyler.


Ve biz o sesi çoğu zaman sorgulamayız.


Kendimize uyguladığımız bu "her şeye yetişme" baskısının kökeni geçmişten, aileden, öğrenişmişliklerden gelir. Bu yüzden bu baskıyı sadece "anladım" demekle değil, yeni bir zihinsel duruş inşa etmekle yok edebiliriz. Yaşamda sadeleşme eğitimimin en nihai amacı bu yeni duruş inşasına katkı sunmasıdır.


Rol ve Kimlik Ayrımı


Hepimiz farklı rollerle hayatımızı sürdürüyoruz: Anne, baba, çalışan, eş, evlat, arkadaş, patron, öğretmen, öğrenci.... Rollerin çeşitliliği yaşadığımız hayatın içinde olağandır.

Tabii her rolün bir de içimizdeki kimlikle bir ilişkisi var.


Psikoloji literatüründe rol ve kimlik ayrımı, sosyal beklentiler ile içsel öz algı arasındaki farkla açıklanır. Rol, başkalarının bizden ne beklediğidir; örneğin bir anne/baba olarak rolümüz toplumun çizdiği kalıplarla tanımlanan bir olgudur. Öte yandan kimlik bizim kendimizi nasıl tanımladığımızdır; bir anne/baba rolünün içsel değerlerimizle nasıl birleştiğidir.


Bireyin birden fazla rol üstlenmesi, bu rollerle kendi içsel beklentileri arasında çelişkiye yol açabiliyor — sosyal bilimlerde buna ‘rol çatışması’ ve ‘rol baskısı’ denir.* (EBSCO


Burada sorun, rol ile kimliğin birbirine karıştırılmasıdır..


  • “Ben iyi bir anneysem her şeye yetişmeliyim.”

Eğer her şeyi yetişmeyi bir kimlik özelliğim haline getirirsem, bu durum diğer tüm rollerimi de etkiler.


  • “Ben sorumlu bir çalışansam kimseyi bekletmemeliyim.”

  • “Ben iyi bir eş isem her şeyi üstlenmeliyim.”

  • “Ben güçlü bir insan isem herkese yardım istememeliyim.”


Bir noktadan sonra "her şeyi yüklenen kişi" olmak bir kimlik haline gelir.

Ve sen artık seçim yapamaz hâle gelirsin çünkü senin tarafından “iyi bir çalışan olmak” ile “her şeyi tek başına yapmak” aynı şeymiş gibi hissedilir.


Yaşamda sadeleşmenin "görev ve sorumluluklarda sadeleşme" katmanı, rol ve kimlik ayrımıyla başlar.


Sorumluluk Ne Zaman Yük Olur?


Sorumluluk, olgunluğun temel göstergesidir. Bir çocuk sorumluluk almayı öğrendikçe olgunlaşır, sağlıklı bir yetişkin olma yolunda ilerler. Aynı şekilde bir yetişkin de sorumluluk bilincine sahipse, olgun ve bilge olarak kabul edilir.


Sorumuluk özünde kendini taşımayı bilmektir. Kendi payına düşeni üstlenmek, kendi sınırlarını bilmek ve kendi alanında kalabilmektir.


Fakat burada sıkça karıştırdığımız bir nokta var: Kendi sorumluluğumuz ile başkasının sorumluluğunu üstlenmeyi aynı şey zannetmek.


  • Bir işi yapabiliyor olmak, o işten sorumlu olmak anlamına gelmez.

  • Birinin yapamadığını görmek, onu yapmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez.

  • Bir eksikliği fark etmek, o eksikliği bizim tamamlamamız gerektiği anlamına gelmez.


Oysa çoğu zaman tam da bunu yaparız.


Çocuğumuzun sorumluluğundaki bir şeyi onun yerine yaparız.

Eşimizin üstlenmesi gereken bir sorumluluk alanını sessizce devralırız.

İş yerinde başkasına ait bir görevi “daha hızlı olur” diye üzerimize alırız.


Ve sonra şunu söyleriz: “Her şey bana kalıyor.”


Oysa her şey sana kalmıyordur. Sen her şeyi üstleniyorsundur. Burada kritik bir nokta, başkalarının sorumluluğunu üstlenmeyi kendi görevimiz sanmamız. Oysa bunu yaptıkça çoğu zaman kendi sorumluluk alanımızı zayıflatırız.


Bir annenin çocuğunun tüm görevlerini onun yerine yapması, iyi annelik değildir. Bu, çocuğun sorumluluk gelişimini engellemektir.

Aynı şekilde bir yetişkinin herkesin yükünü taşıması, güçlü olmak değildir. Bu, kendi enerjisini ve alanını kapatmaktır.

Başkalarının sorumluluğunu üstlendiğimiz her yerde iki şey olur:

Birincisi, o kişi gelişme fırsatını kaybeder.

İkincisi, biz kendi sorumluluk alanımızdan uzaklaşırız.


İşte sorumluluğun yüke dönüştüğü yer tam olarak burasıdır. Sorumluluk, ait olduğu kişide kaldığında ve onun tarafından yerine getirildiğinde olgunlaştırır.


Üstlendiğin sorumluluklar kendi görevlerini yapmana engel oluyorsa, enerjini tüketiyor ama netlik üretmiyorsa, içten içe kırgınlık biriktiriyorsa, orada artık üstlenilmiş bir yük vardır. Ve bu yük, uzun süre taşındığında sadece yormaz; kimliği de aşındırır.


Sadeleşmek Seçmektir


İşte tam bu noktada sadeleşme devreye girer. Sadeleşmek azaltmak değil, seçmektir. Neyi gerçekten üstleneceğini, neyi artık taşımayacağını, hangi rolün sana ait olduğunu

ve hangi yükün sana ait olmadığını ayırt etmektir.


Fakat burada çoğu insanın düştüğü bir yanılgı var. “Tamam, anladım.” demekle değişim başlayacak zannederiz. Keşke öyle olsa; keşke bilmek yapmayı garantilese... Fakat bilmek ile yapmak bambaşka şeyler.


  • “Sınır koymam gerekiyor.” demek başka, o sınırı ilk kez koyduğunda gelen suçlulukla kalabilmek başka bir şeydir.


  • “Her şey bana ait değil.” demek başka, yapmamayı seçtiğinde ortaya çıkan boşlukla yüzleşmek başka bir şeydir.


Görev ve sorumluluklarda sadeleşme zihinsel bir farkındalıkla başlar ama davranışsal bir dönüşümle tamamlanır. Ve davranış dönüşümü zaman ister çünkü davranış değişimi görev listesini azaltmak, takvimi hafifletmek veya "artık kendi işini kendin yap" demek değildir, bunları sürdürülebilir bir şekilde hayatının içinde tutmaktır.


Uzun süre “her şeyi taşıyan kişi” olarak yaşamış biri için yük bırakmak bir kimlik revizyonudur. Bu yüzden sadeleşme rahatsız eder. İlk başta hafifletmez. Önce boşluk yaratır. Ve çoğu insan tam o boşlukta geri döner; eski alışkanlığa, eski role, eski otomatiğe çünkü destek olmadan sürdürülebilir değişim zordur.


Görev ve sorumluluklarda sadeleşme nasıl başlar?


Önce fark ederek.

Sonra ayıklayarak.

Sonra küçük sınırlar koyarak.

Sonra o sınırları sürdürmeyi öğrenerek.


Ama bu süreç, tabii ki bir yazı okuyarak tamamlanmaz çünkü mesele bilgi değil; uygulama ve tekrar. Sorumluluk alanını yeniden tanımlamak, rol ile kimliği ayırmak,

yük ile görevi netleştirmek ve bu ayrımı gündelik hayatta sürdürebilmek bir sistem ister.


Alışkanlıkları yeniden yazmak, otomatik “ben yapayım” refleksini fark edip durdurmak,

ve yerine yeni bir davranış yerleştirmek pratik gerektirir. O yüzden sadece konuşmak yetmez; seçmek, ayıklamak, denemek ve sürdürmek asıl mesele.


Hemen hemen her yerde sadeleşmenin varılacak bir hedef noktası değil, içinden geçilecek bir süreç olduğunu dile getiriyorum. Ve bu süreç, tek başına ve desteksiz kaldığında çoğu zaman yarım kalır. Sorun belki de bugüne kadar hiç kimsenin bize sorumluluk alanımızı yeniden tasarlamayı öğretmemiş olması.


Görev ve sorumluluklarda sadeleşme, doğru yapı kurulduğunda gerçekten hayatı hafifletir.


Aşağıdaki sorularla kendi üzerindeki yükleri görmek için küçük bir farkındalık oluşturabilirsin. Cevapları sakince düşün ve not al. Ve sonra "bunu değiştirmeye gerçekten cesaretin var mı", onu sor kendine.


  • Gerçekten sana ait olan sorumluluklar hangileri?

  • Alışkanlıkla üstlendiğin yükler hangileri?


Üzerinizdeki Yükleri Ayırt Edin - Uygulama


Zaman zaman kendi yük dengemi şaşırdığımda uyguladığım bazı adımlar var. Öncelikle durup elime bir defter alıyorum ve bu uygulama için kendime yalnız kalacağım kısa bir zaman dilimi ayırıyorum.


  1. Üzerine Düşenleri Listele: Bir kağıt al ve şu soruyla başla: “Gün içinde yaptığım işler neler?”


    - Ev

    - İş

    - Aile

    - Sosyal çevre


    Ama dikkat: “Benim sorumluluğum” diye yazma. Sadece yapılan görevleri yaz. Örneğin:

    – Faturaları takip etmek

    – Çocukların okul takibini yapmak

    – Aile içi organizasyonu düzenlemek

    – İş yerinde toplantı notlarını almak


    Görevleri somut yaz çünkü farkındalık soyut alanla değil, somut listeyle başlar.


  2. Başkasının Yükü ile Kendi Görevini Ayır: Şimdi her görevin yanına şu işareti koy:


    ✔ Bu görev gerçekten benim rolümün parçası

    ✖ Bu görev aslında başka birine ait

    ? Bu görev paylaşılabilir ama otomatik olarak ben yapıyorum


    Burada kritik olan şu: Sorumluluk hissi, görevin kime ait olduğunu değiştirmez. Bir görevi yıllardır yapıyor olman, onun sana ait olduğu anlamına gelmez.


    Her ✖ ve ? için şu soruya yazılı cevap ver: “Ben bunu yapmazsam gerçekten ne olur?” Çoğu zaman cevap şudur: İş yapılmaz veya çatışma çıkar. Kaçındığımız genellikle tam olarak bunlardır.


  3. Küçük Bir Sınır Denemesi Yap: Yük olanların (sana ait olmayan görevlerin) hepsini bir anda bırakamazsın zaten. Sadece bir tanesini seç. Bu hafta bir görevi devret, bırak ya da basitleştir. Ve sonuca müdahale etme, ki bu en zor kısmıdır. Burada kontrolü devretmek zorlayabilir seni.

 

  1. Boşlukla Kal: Yük bıraktığında bir boşluk oluşur. Çoğu insan o boşluğu hemen başka bir işle doldurur. Bunu fark ettiğin anda durmayı seç. Boşlukla kal.

 

Önemli Bir Hatırlatma: Bu adımlar bir başlangıçtır. Görev ve sorumluluklarda sadeleşme, sadece fark etmekle değil, bu farkındalığı sürdürülebilir alışkanlığa dönüştürmekle gerçekleşir.

 

Benim ilk denememde yaptığım 23 maddelik listenin 4 maddesi tamamen hayatımdan çıktı, 9'u devredildi.


Görev ve sorumluluklarda sadeleşmek enerjini bilinçle yönetmektir. Gerçekten önemli olan şeylere alan açtığında bir türlü zaman bulamadığın kendi ihtiyaçlarına nasıl sıra geldiğini görürsün.


Bu Bir Tek Senin Başına Gelmiyor


Her şeye yetişme baskısını yaşayan inan ki sadece sen değilsin. Ben dahil çoğumuz bu yük alma kalıplarıyla büyüdük ve hala bunun bir karakter sorunu olduğunu düşünüyoruz. Oysa bu öğrenilmiş bir rol alma biçimidir.


Öğrenilmiş olan şeyler yeniden düzenlenebilir ama bu yeniden düzenleme genellikle emek ve zaman ister çünkü mesele bilmek değil, uygulamaktır. Görev ve sorumluluklarda sadeleşme, yaşamda sadeleşmenin en zor ama en dönüştürücü katmanlarından biri.


Eğer bu yazıda kendini gördüysen ve “Evet, tam olarak bu” dediysen, bil ki değişim mümkün ama bu değişim maalesef sadece fark etmekle gerçekleşmez. Konfor alanında kalmaya devam ederek aynı döngünün dışına çıkmak mümkün değildir.


Görev ve sorumluluklarda sadeleşme, cesaret ister.

Alıştığın rolü sorgulamayı, bazı yükleri bırakmayı ve yeni bir düzen kurmayı gerektirir.


Bu sürece hazır olanlar için senede iki kere canlı olarak açtığım yaşamda sadeleşme eğitimi bir sistemi birlikte kurmayı, alışkanlıklarını bilinçli şekilde dönüştürmeyi ve süreci destekle ilerletmeyi hedefliyor.


Sorunu fark etmek çok kıymetli evet, ama sadece fark ederek davranış değişmez. Önemli olan sürdürülebilir bir alışkanlık edinmek. Yukarıdaki küçük uygulama belki de bu sürece hazır olup olmadığını netleştirmene yardımcı olur.

Hadi o ilk adımı at, dene ve gör.


Kaynaklar

Yorumlar


bottom of page